Dilinizi tutunuz lütfen

Erdoğan yine Kılıçdaroğlu'na ağır yüklendi:

-“Dün yine çıktı, tamamı yalan, tamamı yanlış, tamamı hezeyan olan bir sürü zırvayı arka arkaya sıraladı. Arada bize de güya sorular soruyor. (…) Böyle sorular sorabiliyor ise, biz bunun arkasında başka niyetler ararız. Söylediklerine bakarsak her şeyden önce bu zatın PKK terör örgütünün nasıl bir alçak yapı olduğundan, bugüne kadar hangi katliamları yaptığından, kimlerden destek aldığından, insanlıkla uzaktan yakından ilgisi bulunmadığından habersiz olduğunu anlıyoruz.

Yine bu zatın terörün uluslararası boyutundan, terör örgütlerinin uluslararası alanda nasıl bir aparat olarak kullanıldığından, uluslararası ilişkilerin görünen ve görünmeyen boyutlarıyla nasıl yürüdüğünden zerre kadar malumatı olmadığını görüyoruz…”

Kılıçdaroğlu'nun PKK terörü konusunda yıllardır duruşu belli; hep lanetliyor. Ki, PKK tarafından suikast girişimine uğradığını biliyoruz…

Peki ya Erdoğan?

Hatırlatmak isterim:

Yıl, 1991.

İstanbul İl Başkanı idi; “Kürt Sorunu” raporu hazırlattı.

-“Kürdistan” dedi.

-“Kürtçe müstakil dildir; ana dilde eğitim hakkı verelim” dedi.

-“Olağanüstü yasalarla bu sorun çözülemez” dedi.

-“Devlet; kontrgerillasıyla, özel timiyle, köy korucularıyla, savaşa harcadığı trilyonlarca lirasıyla bu sorunun üstesinden gelemez” dedi.

-“PKK terörünü kınadığımız kadar devlet terörünü de kınayalım. Devlet-PKK çatışmasında devletçi bir safta gözükmeyelim. Devletin eleştiri üslubunu benimseyerek, ‘bölücü', ‘terörist', ‘ayrılıkçı' demeyelim” dedi.

-“Merkezi devlet küçültülmeli ve yerel parlamentolar oluşturulmalıdır” dedi.

Bitmedi…

HANGİSİNE İNANALIM

Yıl, 1993.

-“Türkiye'yi paramparça ettiler. Neden? Sen yıllarca ille de ‘Ne Mutlu Türküm' dersen, öbürü de ne diyecek? ‘Ne Mutlu Kürtüm' diyecek” dedi.

Yıl, 2000.

Muhtemelen dili sürçtü, şehitler için “kelle” dedi.

“Askerlik yan gelip yatma yeri değil” dedi.

Yıl, 2001.

AKP genel başkanı oldu. Partisinin mecliste ilk yaptığı idamların kaldırılmasına “evet” demek oldu.

Yıl, 2003.

Başbakan oldu. Diyarbakır'da “Türkiye'nin Kürt sorunu vardır. Çözüm, Anayasal Devlet ve Demokratik Cumhuriyet içinde olacaktır” dedi. Bu sözleri üzerine İmralı'daki Öcalan, “Başbakan'ın kavramları bana aittir; olumlu buluyorum” dedi.

Hele… Hele…

“PKK ile masaya oturmam” dedi.

“Terör örgütüyle masaya oturacak kadar devlet terbiyesinden uzak değiliz” dedi.

Çok geçmedi…

“Demokratik yaşam sürmek istiyorsanız kaçmaya göçmeye, elde silahla dolaşmaya gerek yok. Gelirsin, masada her şeyini konuşursun” dedi. Ardından…

Yeni yol haritasını açıkladı; “Kürt açılımını başlattık” dedi.

Habur Sınır Kapısı'ndan gelen 34 PKK'lı davullu-zurnalı gösterilerle karşılandı. “Umutlandırıcı, sevindirici gelişmeler oluyor” dedi.

62 sanatçıyla buluşup “açılıma omuz verin” dedi. “Sigara terörden zararlı” dedi.

Yıl, 2011.

Seçim meydanlarında “terör örgütü ile görüşen şerefsizdir, namussuzdur” dedi.

Seçimden sonra açılım; “demokratik paketler”, “akil adamlar”, “İmralı görüşmeleri”, Öcalan'ın Nevruz'da okunan mektubuyla tekrar başladı…

MİT ile PKK temsilcilerinin Oslo'da masaya oturduğu ve pazarlık yaptığı ortaya çıktı.

“PKK ile görüşen arkadaşı ben gönderdim; sıkıntısı olan bana söylesin” dedi.

Bitmedi…

OY RANTI

PKK bayrağını suç olmaktan çıkardı.

Öcalan posterini suç olmaktan çıkardı.

İmralı, Kandil ve Başbakanlık arasında mekik dokunmasına izin verdi.

“Toplumsal Barış Yollarının Araştırılması ve Çözüm Sürecinin Değerlendirilmesi” amacıyla kurulan meclis araştırma komisyonuna çözüm süreciyle ilgili 450 sayfalık rapor hazırlattı.

Türkiye'de “Kürdistan” adıyla siyasi parti kurulmasına göz yumdu.

Şivan Perver ile türküler söyledi.

Yardımcısı Beşir Atalay'ın, “Kandil'le direk görüşmek istiyorum” sözüne destek verdi.

Öcalan'ın, PKK'ya silahsızlanma kongresi için yapacağı çağrının Dolmabahçe Sarayı'nda okunmasına izin verdi.

Cumhurbaşkanlığı seçimine gidiliyordu. Birden… “Dolmabahçe açıklamasını doğru bulmuyorum. Ben oradaki toplantıyı da doğru bulmuyorum” dedi.

Uzatmayım, ileri yıllarda oy için Osman Öcalan TRT'ye çıkarıldı. Vs. İktidar gölgesindeki gazetecilerin neler yazıp -söylediğine hiç girmeyeyim…

Meselem eski defterleri açmak değil. Yapılan hataları yüze vurmak değil.

Hele bu acı günlerde “laf sokmak” hiç değil.

Terörle mücadele “oy rantı” için yapılmaz. Terör, siyasete malzeme yapılmaz. Her parti, her lider ile omuz omuza verilerek yapılır bu mücadele…

Gün ayrışma günü değildir; dilinizi tutunuz lütfen.