Asıl tehlike, fırkacılık

Bu köşeden ne yazarsam yazayım, AKP'yi ikna edeceğimi sanmıyorum!

Dedim ki; yazdıklarına inanacakları başka birini örnek göstereyim:

Filibeli Ahmet Hilmi (1865-1914)…

Darü'l-Fünun'da felsefe öğretmeniydi. Arusi tarikatına mensuptu; “hilafetname” aldı…

Zamanla İttihatçıların karşıtı oldu.

1908'de “İttihat-ı İslam” adlı haftalık siyasi ve “Çaylak” adında mizah dergisi çıkardı.

1910'da “Hikmet” isimli gazete yayımladı ve yine aynı yıl “Hikmet Matbaa-yi İslâmiyesi”ni kurdu.

Gazetesi-matbaası İttihatçılar tarafından kapatıldı; Bursa'ya sürgüne gönderildi.

İttihatçıların desteğindeki Sait Paşa hükümeti 16 Temmuz 1912'de düşürülüp; yerine muhaliflerin desteklediği Gazi Ahmet Muhtar Paşa hükümeti 22 Temmuz'da kurulunca

Filibeli Ahmet Hilmi sürgünden döndü. Bu arada:

Bulgaristan, Yunanistan, Karadağ ve Sırbistan'ın oluşturduğu Balkan Birliği 7 Ekim'de Osmanlı'ya savaş açtı…

Osmanlı Devleti'nin, Balkan Savaşı'nda Avrupa'daki topraklarının -12 adalar dahil- yüzde 83'ünü kaybetmesi, dönemin münevverleri gibi Filibeli Ahmet Hilmi'yi de derinden etkiledi. “Muhalefetin İflası” adlı eserinde Balkan Savaşı bozgununun gerçek sebebini cesaretle, tarafsız kalarak yazdı:

İŞİTİN BU SÖZLERİ

Filibeli Ahmet Hilmi'nin yazdıkları aslında bugüne ışık tutuyor:

-“(İttihat karşıtı) kabinenin en büyük suikastı, fırkacılığı bir tarafa bırakmak gerekirken, bütün önemli görevlerin rütbe ve kabiliyete bakılmaksızın yalnız muhalif subaylara verdi…

-“İttihat'a mensup subayların güvensizlikle muamele edilerek, ordu içinde düşman gibi muameleye tabi tutularak azim ve gayretleri kırıldı…

-“Oysa dört yıldır ordunun sevk ve idaresi, Mahmut Şevket Paşa'nın iktidarı etrafında toplanan İttihatçı subaylar tarafından yapıldı; (örneğin) özellikle levazım işlerinin onlardan başkalarının düzgün şekilde idare edemeyecekleri durumu oradayken bile, sevkiyat gibi levazım işlerinin de taraftar ve mensup subaylara verilmesi, ordunun bu kadar depolanmış erzakına rağmen aç bırakılmasına neden oldu. Mühimmatın birkaç orduyu daha idare edecek kadar çokken birçok askeri birliğin mühimmatsız bırakıldı…”

Bitmedi yazdıkları…

Ordudaki fırkacılık sürdürdüğü takdirde ileride hangi tehlikelerin olacağını da yazdı:

-“Fırkalı, muhalefetli, müsademeli (vuruşmalı) meşrutiyetimiz, ordunun berbat olmasına, milletin iki düşman parçasına ayrılmasına, her muhterisin millet darbesine bin türlü tamahlara düşmesine ve en sonu koca Rumeli'nin gitmesine bâis oldu…

-“Yine böyle fırkalarla, böyle muhalefetlerle, böyle müsademelerle işe devam edersek bir az sonra Anadolu da elimizden gidecek. Vatan elden gider ve bu necip millet mahkûm olursa işte o zaman hepimiz bir fırkaya cebren (zorla) intisap ettirileceğiz: Sefiller, zeliller, mahkûmlar fırkası…”

Bu sözlerden ders çıkarıyor muyuz?

Hayır.

KALPAK FARKLILIĞI

İttihatçılar, orduya fırkacılık sokmanın zararlarını çabuk kavradı. İttihatçıların Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa, ordunun siyasetle ilgisini kesmeye yönelik mecliste bir kanun çıkarılmasını istedi. Kendisinin meşrutiyet ilanının üçüncü günü bunu anladığını, şenlikler esnasında genç Osmanlı subaylarının hararetli konuşmalar yaptığını ve siyasetten bahsettiklerini, bunu söyleyenlerin asker elbisesi giymiş kişiler olduklarını görmenin kendisine ıstırap verdiğini söyledi. Bu sebeple…

Hareket Ordusu karargâhında çalışan İsmet (İnönü) Bey'in kaleme aldığı ordunun siyasetle uğraşmamasına dair tebligat, Mahmut Şevket Paşa'nın onayıyla, tüm birliklere gönderildi. Selanik'te 1909'da toplanan İttihat ve Terakki kongresinde ordu-fırka ilişkileri ilk defa bir problem şeklinde ele alındı; ordunun politika yapmasının mahzurlu olduğu ileri sürüldü. Bu görüşü dile getirenlerin başında Mustafa Kemal (Atatürk) vardı…

Ali Fethi (Okyar) ve arkadaşları “Asker” adlı gazete çıkarıp “askeri vazife ile siyasi işlerin bağdaştırılmaz olduğu, siyasi düşüncelerle yorgun olan subayın asli görevini hevesle yerine getiremeyeceğini” yazdılar…

Peki… İttihatçılar iktidardan düşünce ne oldu? Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile emrindeki silahlı örgüt Halaskar Zabitan, orduyu ele geçirme faaliyetine başladı…

Balkan Savaşı'nda bazı zabitlerin kalpaklarındaki şekil ittihatçılığını, bazılarınınki ise itilafçılığını gösteriyordu!

Bugün yaşadığımız tam da budur:

Duyuyoruz; AKP iktidarı uzmanlığa-niteliğe-liyakata bakmayarak fırkasına yakın (cübbeli-sarıklı) subaylara sahip çıkmaktadır. Türk Ordusu'nda referansı AKP ya da tarikat olan, rütbe-kariyer sahibi oluyor…

Asıl tehlike bu…

Asıl tehlike, Türk Ordusu'na fırkacılık sokmaktır…